Pages

3 Aralık 2015 Perşembe

FUZÛLÎ

Fuzûlî hem Anadolu hem de Türk coğrafyasının gelmiş geçmiş en büyük divan şairidir. Irak Türklerinden olan ve Azeri lehçesiyle yazan şair ayrıca edebiyatımızda gelmiş geçmiş en büyük lirik şairimizdir.
Doğum ve ölüm tarihleri kesin olarak bilinmemekle beraber 1480’li yıllarda doğduğu sanılmaktadır. Tezkirelerde Kerbelâlı ya da Hilleli olarak geçer. Adının Mehmet olduğunu bir eserinin önsözünde söyler.
Fuzûlî Farsça Divan’ının önsözünde beğendiği her mahlası başkalarının aldığını görerek kimsenin beğenmeyeceğini düşündüğü halk arasında;  gereksiz, arsız, fodul anlamlarına gelen fuzûlî kelimesini mahlas alır. Ayrıca fazl kelimesinin çoğulu olarak erdemler anlamına gelen kelimenin bu anlamını da göz önüne alarak bu mahlası almıştır.
O dönemde şairler devlet büyüklerinin himayesi altında olurlar. Fuzûlî de Bazı valilerin himaye ve lütuflarını görmüştür. Bağdat Kanuni tarafından savaşsız fethedilince başta Kanuni olmak üzere Osmanlı devlet adamlarına kasideler yazmış fakat beklediği ligi ve maddi desteği görememiştir. Meşhur eseri Şikâyet-nâme’de Osmanlı tarafından kendisine bağlanan aylığı alamadığından dem vurur ve şöyle der;
‘’Selam virdüm rüşvet degüldür diyü almadılar, hüküm virdüm faidesüzdür diyü mültefit olmadılar.’’
Fuzûlî gazel şairi olarak bilinir ancak başarılı kasideleri de vardır.  Peygamber Efendimize yazdığı Su Kasidesi en güzel kasidelerinden ve en güzel naatlardan biridir. Her beytin sonunda su kelimesi bulunduğu için Su Kasidesi olarak anılan bu eserde Fuzûlî tıpkı Bağdat çöllerinin Dicle Nehri’ne olan susuzluğu ve aşkından esinlenerek Peygamber Efendimize olan aşkını anlatmıştır.
Peygamber Efendimiz’i hep güle benzetirler. İşte Fuzûlî’nin farkı!  Fuzûlî hayat veren suya benzetiyor. İlk beyiti inceleyelim.
‘’Saçma ey göz eşkden gönlümdeki odlara su
Kim bu denlü tutuşan odlara kılmaz çâre su’’
Eşk göz yaşı demektir. Od ateş, bu denlü ise bu kadar çok anlamına gelmektedir. Günümüz Türkçesiyle ifade edecek olursak; ‘’Ey göz! Gönlümdeki ateşlere göz yaşıyla su saçma. Çünkü bu kadar çok tutuşan ateşlere su fayda etmez.
Gönlü, içi aşk ateşiyle yanıyor şairin. Bu ateş o kadar büyümüş ki iş işten geçmiş artık. Ateşin acısıyla ağlıyor ve gözü, yaşlarla bu ateşi söndürmek istiyor fakat mümkün değil. Birincisi bu ateş çok büyük minik damlalarla sönmez. İkincisi de gönül ateşine zaten su kâr etmez çünkü mahiyeti, niteliği farklı. Manevi bir ateş o. Bu denlü derken aynı zamanda bu şekilde tutuşan yani gönül ateşini kasteder ve su fayda etmez bu ateşe söndüremez onu.
Gönül divan edebiyatında muma benzetilir ve içinde can ipi yanar. Dökülen yaşlar bu suyu söndüremediği gibi aksine arttırır. Nasıl bir yangın az su serpmeyle azalmaz çoğalırsa gönüldeki ateş de çoğalıyor. Çünkü suyun içinde oksijen vardır ve oksijen sayesinde ateş yanar.
Üstelik yangın derinlerde  olursa kül etmez, eritir. Yanık yaraları da örneğin su toplar. Yani yangınla su birliktedir.
Su dört unsurdan biridir. Ateş ve su birbirine zıttır. Burada tezat sanatı vardır. Mübalağa yani abartma sanatı vardır. Yangın o kadar büyük ki su söndüremiyor. Mecaz sanatı var ayrıca. Od kelimesi gönül ateşini, kalp acısını kastediyor.

Kasidenin diğer beyitlerini ve açıklamasını merak edenler Kapı Yayınları’ndan çıkmış olan İskender Pala’nın Su Kasidesi adlı kitabından ya da  Türkiye Diyanet vakfı Yayınları’ndan yayınlanan Metin Akar’ın Su Kasidesi Şerhi adlı kitabından yararlanabilirler.